Ne tuhaf; olmayan "Kürt sorunu"nu sadece cumhur ittifakı siyasi çıkarlarına matuf, güvenlikçi gerekçelerle sürekli kullanabilecekleri bir aparata dönüştürmek için DEM üzerinden devlet eliyle yaratılan bir sorun. El insaf yahu; sistemi değiştirmeye cüret edip değiştiren cumhur ittifakının önceden HDP devamında DEM olarak varlığını devam ettiren bu yapıya geçit vermemek için isteselerdi gerekeni defalarca yapabilirlerdi ama dedim ya; aparat olarak kullanmak için yapılmamış, yapılmıyor. Yapılan kayyum atamaları ile adeta uluslararası emperyalistlere ülkemiz üzerine yapacakları her türlü operasyonlar için zemin oluşturulmakta. DEM ve daha öncesinde HDP belediyelerine kayyum atama gerekçeleri ne ise yasal düzenlemelerle aynıları doğrudan kapatma gerekçesi yapılsın olsun bitsin. Mahalli seçimlerin üzerinden henüz iki ay geçmemişken hemen kayyum atama söz konusu olmuşsa bunun nedenini seçilme şartlarının yasal süreçlerdeki eksikliklerin yasalarla bilerek ve isteyerek giderilmemiş olmasıdır. Kanaatim o ki; BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) eş başkanının sorumluluğu dahilinde sözde "Kürdistan"ın Suriye ve Irak ayağında yaratılan fiili durum ile elde edilen coğrafyanın Türkiye ayağı tamamlamak isteniyor. Bunun fiili taleplerini DEM ile canlı tutarken DEM'e meşru gerekçeler sunmak için de devlet (cumhur ittifakı) eliyle kendilerine daha iki ay önce kazanılmış belediyelere kayyum atamak gibi benim kasıtlı diyebileceğim hatalar üzerine hatalar yapılıyor. Suç işleyen belediye başkanı ama ceza kazanılmış belediyeye kesiliyor. Niçin sadece suçu işleyen cezalandırılmıyor çünkü "Kürt sorunu" için tahribatı yüksek "meşru" gerekçe oluşsun diye. Hakkari Belediye Başkanının görevden alınma nedenleri sıralanıyor; tamamen ve tamamen şahsını ilgilendiren, PKK ile ilişkili ve iltisaklı olma hallerinden bahsediliyor. Durum böyle olunca da DEM sözcüsü bunu fırsata çevirip "Kasıtlı Kürt düşmanlığı"ından bahsedebiliyor. Oysa belediye başkanını görevden alıp yerine meclis içinden bir başka isimin seçilmesi yoluna gidilseydi en meşru ve demokratik bir usul uygulanmış olurdu. Velhasıl kelam; "Kürt sorunu"nu Kürtler yaratmıyor; BOP sorumluluğu ve eş başkanlığı dahilinde yaşanan sürecin doğal bir sonucu gelişen hal ve durumlardır.
''Türk Milleti'' mi ''Türkiye Milleti'' mi
Devlet Bahçeli'nin grup konuşmasında "Türkiye milleti" demesi dil sürçmesiymiş öyle mi...?
Hadi oradan! Bizler şunu biliyor ve artık inanıyoruz ki; Türkiye'de Türk milletinin mukavemet göstereceği her türlü değişim, dönüşüm ve kırılmalarda ön alma ve açma işi Devlet Bahçeli marifeti ile MHP'de kanıksanmış biat kültürü sayesinde yapılmaktadır. MHP tarafından, kültürel farklılıklara ve etnik azınlıklara dayalı özerklik taleplerine yol açacak ikiz yasaların imzalanması da mı dil sürçmesiydi. Türk milliyetçilerinin manevi gıdalarını aldıkları Erciyes Kurultayı'nın yasaklaması da mı dil sürçmesiydi. Banisinin rahmetli Alpaslan Türkeş'in olduğu geleneksel "Antalya Türk ve akraba Toplulukları Kurultayı"nın kaldırması da mı dil sürçmesiydi. "T.C" rumuzunun kamu kurumları tabelalarından kaldırılmasına razı olmak da mı dil sürçmesiydi. Türk çocuklarının körpecik yüreklerine Türklük gurur ve şuurunu nakşeden And'ımızın kaldırılmasına çanak tutup razı olmak da mı dil sürçmesiydi.7 haziran 2015 genel seçimler sonrasında azınlığa düşen AKP iktidarı sonrasında istişafi görüşmelerle süreci heba edip koalisyon seçeneklerini boşa çıkararak seçimin yenilenmesi ile AKP'nin tekrar tek başına iktidara gelmesinin önünü açmak da mı dil sürçmesiydi. Fiili durum yaratarak Anayasayı çiğneyen Recep Tayyip Erdoğan'ı anayasaya uymaya davet etmek gerekirken aksine Anayasayı onun fiili durumlarına uygun hale getirmeyi gündeme getirip "Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi" denen ucube sistemi Türk milletinin başına musallat etmek de mi dil sürçmesiydi. Ve nihayetinde...Türk gençliğinin yetişmesinde büyük katkısı olan Ülkü Ocakları'nın akademisyen bir başkanı; rahmetli Sinan Ateş'in katledildiğinde "vah" dememek de mi bir dil sürçmesiydi. Hiç kimse bana bütün bunların vuku bulması ve tecellisinde tesadüflerin, iyi niyetlerin olduğuna inandıramaz. Özgür düşünceli demokrat Türk milliyetçisi birisi olarak kızgın saca yatırıldığımı fark ederek kendimi dışarı atmayı başardım, ne mutlu bana. Birisi çıksın, bana yukarıda kısmen örneklediğim yaşanmışlıkların Türk milliyetçiliği ideolojisi perspektifinden makul ve mantıklı nedenlerinin olduğunun izahını yapsın kendimi lanetleyeceğim "Ben ne alçak bir adammışım" diyeceğim. Dikkatinizi çekmek isterim; Devlet Bahçeli'nin bu "Dil sürçmesi" her ne hikmetse cumhur ittifakının yeni bir anayasa yapılması gerekliliğini hararetle gündeme getirdikleri bir süreçte oluyor.